Uzundere’de doğan,
evi tapu tahsis belgeli, 1980’li yıllardan bu güne çeşitli nedenlerle arazileri
kamulaştırmalara uğramış bir dedenin torunu olarak, yıkılmak üzere olduğu halde
- ıslah planı yapılmadığından– evi yıkıp yenisini yapamayacağımız için 25
yıldır Buca’da yaşamak zorunda kalan Süleyman Gür’üm ben.
Bir mahalle
düşünün, içerisinde yaşayan yüzlerce insanıyla; birbiri ile iyi günlerinde, hastalığında
ve sağlığında, her şeyi birlikte yapmaya çalışan, müstakil ve huzurlu bir ortamda
küçük bahçelerinde ailesiyle, yakınlarıyla ve komşularıyla birlikte yaşayıp,
yaşlansınlar. Huzur içinde bir yaşam sürmek isteyen bu insanların, sağlıklı ve
güven içinde, mülkiyet ve barınma sorunlarının olmadığı bir hayat kurabilmelerinin
birinci önceliği mahalle sakinleri ile birlikte yapılmış bir plandır. Plan
yapma yetkisi genel olarak belediyelerin elindedir. Belediye ya da Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı, plan yapma yetkisini, yapacağı alandaki insanların tüm
haklarını koruyup kollayacak şekilde, hiçbir hak mahrumiyeti yaşatmadan, halkla
birlikte çalışarak yapabilir. Hazine arazisi olan yerlerin tapularını, öncelikle
Milli Emlak’tan Belediyeye sonrasında vatandaşa beş yıllık ödeme planı sunarak
devredebilir. Yani Belediyeler, tapu tahsis belgesi olanın tapusunu, ıslah imar
planlarını yaparak, arazisini üzerinde yaşayana devredebilir. Yeter ki istesin!
Halkın yanında olsun! Halk için çalışsın.
Belediyeler ya da
Bakanlık için sorun şu ki, bunu yapmak maliyetli bir iştir. Rantı ve getirisi
yoktur. Mahkeme süreçleri olacaktır. Ancak bilinmelidir ki planı düzgün yaparsa,
yapma ve yaptırma hakkını vatandaşa verirse; vatandaş kazanır. Sorun bunu
isteyip istememektir.
Plan sorunsuz ve
düzgün yapılır, itiraz noktaları ortadan kaldırılırsa, vatandaşın yeri
değerlenir. Bu değerden kazanacağı pay artar. Artan bu payı bölüşmek, talan
etmek, RANT’a kurban vermek zorlaşır. Halkla birlikte yapılmış plan, vatandaşın
kazanması fakat müteahhitin, para babalarının kaybetmesi demektir. İnsanların
yaşam alanları için yapılmayan, düzenli ve RANT getirici planlar; uygulaması daha
kolay, RANT’ı yüksek boş arazilere yapılıyor. Amaç vatandaşın daha iyi
koşullarda ve sağlıklı yapılarda yaşaması ise ticari alanları konut alanlarından daha fazla olan bir plan nasıl kabul edilebilir.
Amaç bellidir. 2011
yılında uluslararası firmalara çizdirilen planlar kendi sitelerinde yayınlanan
firmaların iştahını kabartmaktadır. Hep daha fazlasını, bir daha fazlasını ve
nihayet en fazlasını istemektedirler. Zaten yapı yasaklı ağaçlandırma sahası
olan bu büyük alanlar bir lütufmuş gibi işte şu kadarı yeşil alan diye sunuluyor.
Mevcut hali hali-hazırda zeytinlik olan, insanların ürünlerinin toplandığı
alanlar hiçbir gerekçe gösterilmeden park alanları olarak ilan edilmekte,
derelerin yatak ve yönleri değiştirilmekte, büyük ticari kullanım alanları
oluşturulmak için her yol denenmektedir.
Bu planlar için o
kadar para ve enerjiyi harcayan güçler, üzerinde yaşayanların tapularını vermediğine
göre, yapma ve yaptırma haklarını tanımadığına göre; bu güç insanı yer talan
eder. Bunun için dönüşümü de bahane etmekten çekinmez.
İzmir’de kentsel dönüşüm
süreci heyelan bölgesi olarak ilan edilen Kadifekale ile başlamıştır. Kale
halkının Uzundere TOKİ’de 16 katlı apartmanlara mahkûm edilmesi ile
sonuçlanmıştır. Birçok Kale’li, bugün farklı yerlere taşınmak zorunda
kalmıştır.
Sonrasında İzmir
Büyükşehir Belediyesi; Büyükşehir belediye sınırları içinde toplam 4700
hektarlık alanda (Ki bu İzmir Büyükşehir sınırlarının 1/4'üne tekabül etmektedir);
Belediyeler yasasının 73. Maddesi kapsamında; başta Bayraklı, Ege Mahallesi, Aktepe,
Emrez, Uzundere, Limontepe ve Cennetçeşme ile dönüşüme devam etmek istemiştir.
Ancak 6306 sayılı yasanın Mayıs 2012’de çıkması ile beraber, Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı adeta; “Ey Belediye ben bu RANT’ı sana yedirmem” dercesine,
Karabağlar’da Limontepe ve Cennetçeşme’yi de içeren 15 mahallede 540 hektarlık
alanı Türkiye’nin en büyük riskli-alanı olarak ilan etmiştir.
26 Haziran 2015
tarihi itibarıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü tarafından, bu
540 hektarlık alanın 101,4 hektarlık alanı için 1/1000 Uygulama İmar Planı ile
1/5000 Nazım İmar Planı askıya çıkmıştır. Bu planları hep birlikte incelemek
bizim vatandaşlık görevimizdir. İtiraz ettiğimiz noktaları hep birlikte yüksek
sesle söylemek hepimizin ortak çıkarınadır.
![]() |
| Haritada Dönüşüm Alanı |
Gerek Karabağlar’da,
gerek İzmir’de, gerekse Türkiye’nin diğer illerinde, yapılmak istenen dönüşüm alanlarının
ortak özellikleri bulunmaktadır. Çoğunlukla yoksul ve emekçi kesimlerin
yaşadığı bu alanlarda Tapu tahsis belgesi olduğu halde, tapusunu alamayan büyük
bir kesim bulunmaktadır. İmar planlarında Emsal (Toplam İnşaat Alanı) ve Yükseklik
(Binaların kaç kat olabileceği) oranları düşüktür. Hazineye ve Belediyeye ait
arazi miktarı fazladır. Yapılaşma sayısı azdır. Yani bu alanların ortak
özelliği RANT’a açıktır. İşte bu durum gerek belediyenin gerekse Çevre ve
Şehircilik Bakanlığının neden bu alanlarda dönüşüm yapmak istediğini
açıklamaktadır.
Bu dönüşüm
alanlarında yaşayanlar olarak bizlere düşen görev, haklarımızı bilmek ve bu
haklarımızı RANT’a ve TALAN’ a dönüştürmek isteyen gerek müteahhitlere, gerekse
bu müteahhitlere destek olan idarecilere (Belediye ya da Bakanlık) karşı birlik
olmaktır.
Uzundere Köyü Harmanyeri Derneği
Süleyman Gür


