14 Temmuz 2015 Salı

Karabağlar’da Rantsal Dönüşüm ve Plan Süreci

Uzundere’de doğan, evi tapu tahsis belgeli, 1980’li yıllardan bu güne çeşitli nedenlerle arazileri kamulaştırmalara uğramış bir dedenin torunu olarak, yıkılmak üzere olduğu halde - ıslah planı yapılmadığından– evi yıkıp yenisini yapamayacağımız için 25 yıldır Buca’da yaşamak zorunda kalan Süleyman Gür’üm ben.

Bir mahalle düşünün, içerisinde yaşayan yüzlerce insanıyla; birbiri ile iyi günlerinde, hastalığında ve sağlığında, her şeyi birlikte yapmaya çalışan, müstakil ve huzurlu bir ortamda küçük bahçelerinde ailesiyle, yakınlarıyla ve komşularıyla birlikte yaşayıp, yaşlansınlar. Huzur içinde bir yaşam sürmek isteyen bu insanların, sağlıklı ve güven içinde, mülkiyet ve barınma sorunlarının olmadığı bir hayat kurabilmelerinin birinci önceliği mahalle sakinleri ile birlikte yapılmış bir plandır. Plan yapma yetkisi genel olarak belediyelerin elindedir. Belediye ya da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, plan yapma yetkisini, yapacağı alandaki insanların tüm haklarını koruyup kollayacak şekilde, hiçbir hak mahrumiyeti yaşatmadan, halkla birlikte çalışarak yapabilir. Hazine arazisi olan yerlerin tapularını, öncelikle Milli Emlak’tan Belediyeye sonrasında vatandaşa beş yıllık ödeme planı sunarak devredebilir. Yani Belediyeler, tapu tahsis belgesi olanın tapusunu, ıslah imar planlarını yaparak, arazisini üzerinde yaşayana devredebilir. Yeter ki istesin! Halkın yanında olsun! Halk için çalışsın.
Belediyeler ya da Bakanlık için sorun şu ki, bunu yapmak maliyetli bir iştir. Rantı ve getirisi yoktur. Mahkeme süreçleri olacaktır. Ancak bilinmelidir ki planı düzgün yaparsa, yapma ve yaptırma hakkını vatandaşa verirse; vatandaş kazanır. Sorun bunu isteyip istememektir.
Plan Alanı
Plan sorunsuz ve düzgün yapılır, itiraz noktaları ortadan kaldırılırsa, vatandaşın yeri değerlenir. Bu değerden kazanacağı pay artar. Artan bu payı bölüşmek, talan etmek, RANT’a kurban vermek zorlaşır. Halkla birlikte yapılmış plan, vatandaşın kazanması fakat müteahhitin, para babalarının kaybetmesi demektir. İnsanların yaşam alanları için yapılmayan, düzenli ve RANT getirici planlar; uygulaması daha kolay, RANT’ı yüksek boş arazilere yapılıyor. Amaç vatandaşın daha iyi koşullarda ve sağlıklı yapılarda yaşaması ise ticari alanları konut alanlarından daha fazla olan bir plan nasıl kabul edilebilir.

Amaç bellidir. 2011 yılında uluslararası firmalara çizdirilen planlar kendi sitelerinde yayınlanan firmaların iştahını kabartmaktadır. Hep daha fazlasını, bir daha fazlasını ve nihayet en fazlasını istemektedirler. Zaten yapı yasaklı ağaçlandırma sahası olan bu büyük alanlar bir lütufmuş gibi işte şu kadarı yeşil alan diye sunuluyor. Mevcut hali hali-hazırda zeytinlik olan, insanların ürünlerinin toplandığı alanlar hiçbir gerekçe gösterilmeden park alanları olarak ilan edilmekte, derelerin yatak ve yönleri değiştirilmekte, büyük ticari kullanım alanları oluşturulmak için her yol denenmektedir.

Bu planlar için o kadar para ve enerjiyi harcayan güçler, üzerinde yaşayanların tapularını vermediğine göre, yapma ve yaptırma haklarını tanımadığına göre; bu güç insanı yer talan eder. Bunun için dönüşümü de bahane etmekten çekinmez.

İzmir’de kentsel dönüşüm süreci heyelan bölgesi olarak ilan edilen Kadifekale ile başlamıştır. Kale halkının Uzundere TOKİ’de 16 katlı apartmanlara mahkûm edilmesi ile sonuçlanmıştır. Birçok Kale’li, bugün farklı yerlere taşınmak zorunda kalmıştır.
Sonrasında İzmir Büyükşehir Belediyesi; Büyükşehir belediye sınırları içinde toplam 4700 hektarlık alanda (Ki bu İzmir Büyükşehir sınırlarının 1/4'üne tekabül etmektedir); Belediyeler yasasının 73. Maddesi kapsamında; başta Bayraklı, Ege Mahallesi, Aktepe, Emrez, Uzundere, Limontepe ve Cennetçeşme ile dönüşüme devam etmek istemiştir. Ancak 6306 sayılı yasanın Mayıs 2012’de çıkması ile beraber, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı adeta; “Ey Belediye ben bu RANT’ı sana yedirmem” dercesine, Karabağlar’da Limontepe ve Cennetçeşme’yi de içeren 15 mahallede 540 hektarlık alanı Türkiye’nin en büyük riskli-alanı olarak ilan etmiştir.

Karabağlar Kentsel Dönüşüm Nazım İmar Planı
26 Haziran 2015 tarihi itibarıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü tarafından, bu 540 hektarlık alanın 101,4 hektarlık alanı için 1/1000 Uygulama İmar Planı ile 1/5000 Nazım İmar Planı askıya çıkmıştır. Bu planları hep birlikte incelemek bizim vatandaşlık görevimizdir. İtiraz ettiğimiz noktaları hep birlikte yüksek sesle söylemek hepimizin ortak çıkarınadır.

Haritada Dönüşüm Alanı
Gerek Karabağlar’da, gerek İzmir’de, gerekse Türkiye’nin diğer illerinde, yapılmak istenen dönüşüm alanlarının ortak özellikleri bulunmaktadır. Çoğunlukla yoksul ve emekçi kesimlerin yaşadığı bu alanlarda Tapu tahsis belgesi olduğu halde, tapusunu alamayan büyük bir kesim bulunmaktadır. İmar planlarında Emsal (Toplam İnşaat Alanı) ve Yükseklik (Binaların kaç kat olabileceği) oranları düşüktür. Hazineye ve Belediyeye ait arazi miktarı fazladır. Yapılaşma sayısı azdır. Yani bu alanların ortak özelliği RANT’a açıktır. İşte bu durum gerek belediyenin gerekse Çevre ve Şehircilik Bakanlığının neden bu alanlarda dönüşüm yapmak istediğini açıklamaktadır.
Bu dönüşüm alanlarında yaşayanlar olarak bizlere düşen görev, haklarımızı bilmek ve bu haklarımızı RANT’a ve TALAN’ a dönüştürmek isteyen gerek müteahhitlere, gerekse bu müteahhitlere destek olan idarecilere (Belediye ya da Bakanlık) karşı birlik olmaktır.


Uzundere Köyü Harmanyeri Derneği
Süleyman Gür

4 Ocak 2015 Pazar

Nasıl Bir Kentsel Dönüşüm?

Kentsel Dönüşüm ve Yenileme Uygulamaları Hakkında

Merkezi İdare ve Yerel yönetimler tarafından, Riskli-Çöküntü-Gecekondu-Deformasyon alanlarının ihyası ve yeniden dizayn edilmesi adı altında küresel ölçekte değerlenen emlak spekülasyonunun (Vurgunculuk-Düşüntü) rüzgârına kapılan sermayenin, örtülü niyetlerini gizleyerek halkın üretim, tüketim, kullanım ve yaşam alanlarına yönelik simetrik bir saldırısı başlatılmış bulunmaktadır. Genel olarak kentsel dönüşüm, şehir ve kentlerin büyümesi ile artan talep sayesinde değerlenen arazilerin, eski sahiplerinden arındırılıp daha zengin yeni sahiplere uygun hale getirilmesi yöntemi ve girişimidir. Bu girişimle, Siyasal-Ekonomik-Rant amaçlı ve popülist politikalar uğruna, elit kesimlerin çıkarları gözetilerek ülke kaynakları talan edilmektedir. Projenin örtük ve gizliliğinin ifşa olmaması, kamuoyu ve halktan gelebilecek tepkilerin törpülenmesi ve halk desteğinin düşürülmesi için, insani ve uygarca çağrışım yapan isimlerle süsleyip gerekçelendirilerek, algı ve eksen kayması yaparak, projeye toplumsal “Meşruiyet” kazandırmayı istenmektedir.

Riskli-Çöküntü ve Gecekondu bölgelerine yönelik olarak başlatılan bu tarz kentsel müdahaleleri kaygıyla izlemekteyiz. Gündemin bu kadar karışık, algıların her alana çekilmeye müsait olduğu bu zeminde, amacımız yeni bir karışık gündem yaratmak değildir, “Sorun” alanlarını tespit ve politika üretenleri farkında olmaya davet etmektir. Söz konusu müdahalelerin uzun vadede telafisi zor sosyal ve mekânsal sorunlar yaratacağı endişesi taşıyoruz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, bu tarz kentsel dönüşüm projeleriyle; üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve meslek odalarının eleştirilerini dikkate almadan, hazırlama ve onay süreçlerinde tek yetkili oldukları planları / projeleri acil olarak hayata geçirmektedirler. Bütün tepkilere rağmen, paylaşımcı olmayan, katılımı ve toplumsal uzlaşmayı bir kenara iten merkezi idare, bunu yaparken de yaşayanları dışlamakta, görmezden gelmekte ve onların rızasını aramamaktadır.




Merkezi idare, toplumun en fazla dışlanmışlık sorunuyla karşı karşıya olan gruplarını hedef almakta, örgütlenemeyen ve örgütlenemediği için de hakkını arayamayan insanlar üzerinde baskıcı bir anlayışla müdahalelerini gerçekleştirmektedir. Bugün, çoğunlukla gecekondu, eskimiş Riskli-Çöküntü konut alanlarında yaşayan, sosyal güvenceleri olmayan ve düşük gelir grubunda bulunan insanlar, ne yapacaklarını, kime başvuracaklarını ve başlarına ne geleceğini bilmeden çaresizce beklemektedirler. Kentte tutunmanın, enformel işgücü piyasasında var olabilmenin bir yolu olarak dayanışma ilişkileriyle ayakta durabilen ya da bu tür ilişkileri dahi kuramamış gruplardan oluşan bu insanların, yakın gelecekte kentin çeperlerinde kurulmakta olan toplu konut adacıklarına taşınmaları halinde, bu yeni yaşama alanlarında toplumsal uyum sorunları ve yeni yoksulluk süreçleriyle karşılaşmaları kaçınılmazdır.

Bizler, Karabağlar Kentsel Dönüşüm Platformu olarak; sürdürülebilir ve yaşanabilir kentler yaratmak üzere, yaşanan sürecin yarattığı kaygılarla, kentsel dönüşüm ve yenileme süreçlerinde izlenmesi gereken aşağıdaki temel ilkeleri gerekli görüyoruz.

Planlama Bütünlüğü

Olağanüstü planlama olayları gibi ele alınan kentsel dönüşüm ve yenileme projeleri, bütüncül planlama yaklaşımı hiçe sayılarak, kentlerin değer kazanmış ya da değer kazanmaya aday parçalarına yönelik olarak kurgulanmakta, bu durum kentlerin dengesiz ve sağlıksız büyümesine yol açmakta, dolayısıyla da sorunlara köklü çözümler üretilememektedir. Oysa kentsel dönüşüm ve yenileme süreçleri, planlama sürecinin olağan parçaları olarak ele alınmalı, bütüncül planların işaret ettiği şekilde yönetilmelidir.




Çok Boyutluluk ve Uzun Dönem

Kentsel dönüşüm / yenileme uygulamaları yalnızca fiziki değil, ekonomik ve sosyal boyutları da kapsayacak şekilde çok bileşenli olarak kurgulanmalı ve uygulanmalıdır. İnsanların kurduğu sosyal ve ekonomik ilişkiler, içinde yaşadıkları fiziki mekânı biçimlendirmede etkilidir. Bu ilişkileri yeterince sorgulamayan ve çözümlemeyen bir fiziki mekân tasarımı kabul edilemez. Dahası, kentsel dönüşüm ve yenileme uygulamalarının hazırlandığı yer için tespit edilen sosyal ve ekonomik sorunlara çözüm oluşturması beklenir. Toplumsal ve iktisadi kapasiteyi geliştirecek, sürdürülebilirliği sağlayacak ve yeni iş alanları oluşturacak etkin sosyo-ekonomik programlar, kentsel dönüşüm yenileme süreçlerinin temel unsurları olmalıdır. Bu programlarla beslenemeyen kentsel dönüşüm ve yenileme süreçleri kabul edilemez. “Yeni bir toplumsal yaşam formatı” paradigması ile yaşayanların sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik programlar geliştirmek gerekir. Kentsel dönüşüm ve yenileme süreçleri siyasi dönemlere ya da kısa ihale süreçlerine sığdırılamayacak kadar kararlı, ciddi ve uzun erimli çalışmaları gerektirir. Ayrıyeten bölge dışında yeni bir hayat kurmak için yeterli gelire sahip olmayan, çoğunluğu sosyal güvenceden yoksun, kiracı ailelerin bölgeden ayrılmak zorunda kalması yaşamsal bir tehdit oluşturmaktadır. İnsanların kaygılarını, gelecek endişelerini ve mağduriyetlerini gözetmeden bir kentsel dönüşüm yapılamaz.

Katılım ve Karar Alma

Kentsel dönüşüm ve yenileme süreçleri yaşayanlar ile birlikte kararlaştırılmalı, geliştirilmeli, planlanmalı ve yönetilmelidir. Sonuç alıcı, insan ve mekânsal odaklı, şeffaf çözüm önerilerinizi ortaya koymazsanız, bizi kandırdığınız algısını uyandırırsınız. Süreçten herhangi bir kesimin, herhangi bir gerekçeyle dışlanmaması gerekir. Katılım modelleri, yaşayanların sosyo-kültürel ve ekonomik özelliklerine uygun olarak kurgulanmalıdır. Bu tip pratiklere alışık olmayanlara karşı sabırlı davranılmalı ve yaratıcı yöntemler geliştirilmelidir. Katılım pratiklerinin karşılıklı öğrenme ile güçlendiği hiçbir aşamada unutulmamalıdır.
Katılım modelleri iyi kurgulanmış ve karar alma süreçleri bu modeller üzerinden gerçekleştirilmiş, “Adaleti” referans almış bir kentsel dönüşüm-yenileme süreci; hem daha uygulanabilir olacak, hem de toplumsal uyumun artmasına ve demokrasi kültürünün yerleşmesine olanak tanıyacaktır.



Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik

Kentsel dönüşüm ve yenileme süreçlerinin şeffaf, dolayısı ile hesap sorulabilir şekilde yönetilmemesi, kentsel dönüşüm uygulamalarına ve dönüşümün uygulayıcılarına olan güveni sarsmaktadır. Hâlbuki temel “Öznesi” şeffaflık üzerine kurgulanmış, hesap verebilirliği sağlayacak bir kentsel dönüşüm; gündeme gelebilecek spekülasyonların önünü kesecektir. Şeffaflık sayesinde uygulayıcılar ile yaşayanlar ve sivil toplum kuruluşları arasında güven ortamı oluşacak, böylece katılımcı planlama pratiklerinin önü açılacaktır. Katılımla alınan kararlar ve bunların gerekçeleri konusunda; sürecin her aşamasında herkese açık, doğru ve zamanında bilgilendirme ve belgeleme yapılması gerekmektedir.

Uzmanlık

Şeffaflığın ve katılımın sağlanması koşulu ile kentsel dönüşüm ve yenileme süreçlerinin; bilgi, birikim ve deneyim sahibi bağımsız uzmanlar tarafından yönetilmesi, süreci spekülatif ve politik müdahalelerden arındıracaktır. Şeffaflığın ve katılımın sağlanmaması halinde ise en iyi uzmanların bile yapabilecekleri sınırlı olacaktır. Diğer yandan, kentsel yenileme ve dönüşüm projelerini yürüten uzmanların çok boyutluluk ve katılım ilkelerine inanmaları ve bunları uygulayabilecek donanımda olmaları önem taşımaktadır.

Yer Seçimi, Özgünlük ve Gereksinimler

Kentsel dönüşüm ve yenileme alanlarının yer seçim kararları katılımcı yaklaşımlarla verilmeli, sınırların saptanmasında, modellerin seçilmesinde bilimsel ölçütler kullanılmalı ve ilgili bölgelerin sorunlarını yansıtan veriler temel alınmalıdır. Süreç, bu bölgelerin özgün niteliklerine ve gereksinimlerine uygun olarak planlanmalı ve yönetilmelidir. Mevcut uygulamalar hemen her bölgede birbirine benzeyen, özgünlük ve yerelin gereksinimlerinden uzak çözüm önerileri getirmektedir. Bu uygulamalar, yalnızca değişim değerini hızla artan, rant odağı haline gelen / gelebilecek alanlara yoğunlaşmıştır. Oysa kentsel dönüşüm ve yenileme süreçleri kullanım değeri üzerinden, gereksinimlere ve özgünlüklere uygun olarak kurgulanmalıdır.

Etaplama

Temel ilkelerden kopmadan, sürdürülebilir bir proje yönetiminin sağlanması ve hedefe ulaşılması, doğru bir etaplamanın yapılması ve şeffaf süreçler içerisinde uygulanması ile mümkün olabilir. Etkin bir etaplama, projelerin uygulanabilirliğini de arttıracaktır. Mevcut uygulamalarda tatmin edici bir etaplama tespit edilememiştir.

Uygulamanın İzlenmesi

Kentsel dönüşüm ve yenileme, uygulama sonrasında da izlenmesi gereken süreçlerdir. Merkezi idare projenin tamamlanmasından sonraki süreci de düzenli olarak izlemeli, gerekli hallerde projenin hedeflerine uygun olarak ya da katılımcı bir yaklaşımla proje hedeflerini revize ederek sürece müdahale etmeli ve projenin gidişatını kamuoyu ile paylaşmalıdır. Ülkemizde sık göremediğimiz başarı hikâyeleri ancak bu izleme süreçleri ile gerçekleşebilir.


Bizler, bölge yerel dernekleri, sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri, meslek odaları, akademisyenler ve araştırmacılar olarak, toplumsal ve mesleki sorumluluklarımız uyarınca, mevcut kentsel dönüşüm / yenileme uygulamalarından endişe duymaktayız. Öncelikle merkezi ve yerel yönetimler olmak üzere, ilgili bütün uzmanları, meslek odalarını, sivil toplum örgütlerini ve basın – yayın organlarını, bilinçli, duyarlı ve hep birlikte konunun takipçisi olmaya davet ediyoruz.


Karabağlar Kentsel Dönüşüm Platformu
Davut Tekin